Etiketler

8/29/22

NE ÖNEMİ VAR


 Sen de haklısın, bana gönlünün dallarından bir gül koparıp vermedikten, sıcak bir gülümsemeyle hoşgeldin diyemedikten sonra neyin ne önemi var ki! Oysa ben köyümün tozlu sokaklarında, gözlerini gülüşünü sen ve benden alan bir yavruyu hayal etmiştim. Sen yazılım şirketinden akşam yorgun argın eve gelince kapıyı koşarak sana açacaktım. Sen gönlümün duvarlarını kırdın, kapıların hükmü kalmadı.

 Belki evlenirdik, bir iki yıl beraber yaşardık ya sonra,  peki ya sonra ne olacaktı sana ve bana? Ben kucağımda günahsız sabiyle babamın evinin yoluna koyulurken sen beni ciğersiz, dalaksız kadınlar için defalarca bırakıp gidecektin değil mi? Ben senin için balı alınmayan çiçek bile değilim değil mi? Hayattan hazzını almak, saadetten, huzurdan, aileden ve gönülden daha mühim olmalı senin için.

 Seni tanıyamıyorum çünkü buna fırsat vermeyecek kadar uyanıksın. Bende ilk karşıma çıkana vereceğim yorgun gülüşlerimi. Ellerimi , ayaklarımı,  kalbimi, sevgimi sana vermek istediklerimden daha üstün ve huzurlu bir biçimde. Ne kalbin var verebileceğin ne paran ne huzurun ne kültürün. Bana gönlündeki bahçeleri sök getir şimdi istersen. Ama şunu da bil ölülerin çiçeğe minneti yoktur, kalbinde kimi yaşatıyorsan git ona ver. 

Elimi göğsüme attığımda kalbimin yarıklarını hissediyorum ve gün be gün ölüyorum. Gerçi bu senin niye umrunda olsun ki? Sen ve senin dertlerin o kadar büyük ki benimle paylaşamazsın bile değil mi? Sanki bir insan olan sensin bu dünyada. Senin acıların, senin unutamadıkların öyle kaplıyor ki gökyüzünü, ben geçmişi sırtımdan nasıl attığımı bile bilmiyorum. Ben hiç delirmedim, öyle masum sevgilerimle terk edilmedim. Umutlarım sele kapılan bir çöp yığını hiç olmadı. Senin gibi sevip sevilmedim bu en doğrusu tabi bilirsen.

 Yanıbaşında bir soluk aradın mı hiç, çaresizce elini attığında tutunacak bir yer? Sen zaten hep beni üzersin değil mi? Sevindirmeye niyetin yok. Tıpkı yazılı kağıdına tükenmez kalemle yazmak gibidir hayat sana. Öyle bir kere yaşanacak doğru veya yanlış,  cevap senin ya önemli olan bu. Hata yapsan bile mühim değil zaten. Ne sıcak bir  tebessüm ne  sıcak bir yuva verirsin sen bana. O güllerin var ya gönlünün  dalındaki güller, sen onları kopar da seni bekleyenlerine ver. Bana dokunma, benim olma bu daha iyi. Sen gideceksin ben ne olacağım bilmiyorsun bile. Bir beş yılda seni unutmak için çabalayacağım. Arkadaşlarımın çocukları büyümüş boyuma kavuşmuş olacak. Ben duvarların rengini ilaçların şeklini halılarin desenini ezber ederek boş boş bakacağım insanlara. Iyi ki beni sevmedin. Sevsen ne olacaktı sanki ya?

GURBET YAKAR ADAMI OĞLUM

 


  

 
Çok canımı yaktılar, diyemedim. Telefonun bir ucunda senin sesin diğer ucunda yanan ciğerim vardı. Sanki sen konuştukça Hüma kuşu kanatlanıp uçacak da bana kaf dağından su getirecek, bir nebze olsun ciğer yanığımı dindirecekti. Ne özledim seni ben yavrum! Kokun gelir diye bağrımda taşıdığım eski libasını afyon gibi çektim de çektim içime. Nedir bana bu zulüm, bilemedim gayrı.

    Hani insan demez mi ne oldu bizim Ayvaz'a hele. Garip mi kaldı, özledi mi, bir Allah'ın günü elini ayağını çekti mi soğuk sızdıran o küçük pencereden. Emmingil kurbanı çift kestiler bu bayram. Bense acaba yavrumun boğazından et geçmedi mi deyip oturdum ağladım. Gelmeyişine hali yoktur, parası yoktur, yol uzaktır dedim amma niye bir kere aramadın beni ha yavrum!

    Vardı ya senin ilkokulda saçını çektin deyi ağlamıştı bir sürü. Harman yerinde birlikte mısır yediniz diye babası dövmüştü Halime kızı. Ne çekti senin sevdandan küçükten beri. Sen hiç yüz vermedin ama o seni sevmekten bir türlü usanmamıştı, tıpkı benim gibi. Sen kızıp gitmeseydin buralardan belki bende toruna tombalağa karışmıştım çoktan. En son geçen yıl konuştuk seninle. Beni bekleme ana, o topraklara bir daha dönmem dedin. Peki niye anacım yanıma gel demedin? Benden geçtin, babanı garip bıraktın, Semiha'ya arada kız cadı derdin de kızardım. Kız küstü artık, tekerini döndüren de yok ki kapının önünde tozurta tozurta. Hepimizi geçtin de şu biçare aşığını niye bıraktın? Kız seni tam beş sene bekledi. Geleni oldu, gideni oldu da yüz vermedi zavallı. En sonunda karılar bu dula çıkmıştır dediler de kıza iftira attılar. Kız dayanamadı bütün bunlara çegillerin ordaki köprüden atacaktı kendini. Jandarma görmüşte çekmiş almış kızı oracıktan. Sonra duydum jandarmanın biriyle evlenip gitmiiş sessiz sedasız. Geçen gün elime bir kağıt geçmişti, lüzumsuz diye yakacaktım sobada. Oysa sen yollamışsın da baban kızmış, buruşturmuş, atmış ortaya. Açtım ki neler neler yazmışsın:

"Anacım, Babacım ve Küçük Cadı,

    Uzun zamandır yazmadım, merak ettiniz biliyorum. Arayamadım da... Ama ne siz sorun ne de ben söyleyeyim olanları. Kimse beni döner diye beklemesin. Beklememiştir zaten. Ben burada Numan Abinin yanındayım. Yaptığımız işleri ne sen sor ne ben söyleyeyim. Bu işler bitmez, benim akıbetimi, selametimi de düşünmeyin. Küçük Cadı'ya selam. Beni  aradığında dedin ya ana gurbet yakar adamı oğlum, yandım ana. Hem de çok yandım. Benim ateşim bir daha sönmez ama sen ağlama. Benden ümidi bırakırsan belki rahat yaşarsın.

Yanmış Oğlun'dan

Allah'a emanet..."

Okuma Alışkanlığı: Zihin Açıcı Bir Yolculuk

  Okuma alışkanlığı, bireylerin dünyayı algılayışını derinleştirir ve hayal gücünü besler. Günümüzün hızlı tempolu yaşamında kitap okumak, b...